İnsanlık tarihinin son yıllarında, özgürlüğün yaşamın en önemli hazinelerinden biri olarak değer kazanmasına doğru bir yönelim olduğu görünmektedir.
Böylece her insan bu değerli ödülü kazanabilmek için kendi savaşını yapar. Herkes özgür olmak ister ama özgürlüğün kullanılabildiği ölçüde değerlendiğini herkes bilmez...
Karşılaştığımız güncel durum, eski dönemlerin altın arayıcılarınınkine benzemektedir. Yalnız şu önemli fark mevcuttur: Korkarım ki altın arayıcıları o kadar arzu edilen bu metali neden istediklerini ve bulduklarında yapabilecekleri yüzlerce şeyi düşünmüş oluyorlardı. Bunun aksine neredeyse hiç kimse özgürlüğü ne için istediğini bilmiyor genelde; "ne istersem yapabilmek için" diyerek bunu açıklayacaklardır.
Fakat anarşiye benzer bir biçimde içerik ve amaçtan yoksun bir özgürlük, kendisi sefalet içinde yaşamasına rağmen amaçsızca zenginliğini arttıran cimri örneğininin bir tekrarıdır. Hiçbir cimri servetini ne hangi amaçla ne de kimin için biriktirdiğini açıklayabilir; sadece ona sahip olma tutkusu hükmetmektedir.
Bu, güncel olarak yaşamakta olduğumuz bir sorundur. Herkes kendisi ve diğerleri için özgürlük istiyor. Ama kimse kendi özgürlüğünü kullanmaya cesaret edemiyor ve ne de onu diğerlerinin kullanmasına izin veriyor. Kimse özgürce bir karar alarak kalıcı ve istikrarlı bir şekilde bir şeye bağlanmayı tercih etmiyor. Kimse bu meşhur özgürlüğü hiçbir şey ya da hiç kimse için riske atmak istemiyor. Özgürlük çok nadir kullanımı olan bir maldır; haykırış ve protestoların ötesine geçmez. Ama özgür olmak ve özgür iradenin uygulanmasının anlamı üzerine farklı anlayışı olanlara karşı şiddet noktasına kadar gelebilir.
Asil idealler, saygıdeğer yaşam biçimleri, yüksek duygular, Tanrı ve insanların kaderine inanç, özgürlük için uygun araçlar gibi gözükmemekte. Bugün, en özgür insanın bütün bu değerler olmaksızın yaşayan kişinin ta kendisi olduğuna inanılıyor; bir duygu ya da fikre bağlılığın özgürlüğü azalttığı savunuluyor. Böylece, özgürlük hiçbir şekilde kendini adamadan, tedbirli bir şekilde yaşayabilmek için gerekli olan şeylerin kayıtsız arayışıyla sınırlandırılmış olarak kalıyor. Değişebilmek için özgür olmaktan söz ediliyor; ama riske girmeksizin; ne değişimlerde, ne de belirsizlik taşıyan durağanlık anlarında.
Hiçbir şey yapmadıklarında özgür olan insanların dünyasında yaşıyoruz ve bu hareketsiz özgürlük feci bir kölelik gerçeğini saklıyor. Bu köleliğin zincirleri öncelikle korku ve kararsızlıktır, -etkin bir şekilde kazanılmış ve kullanılmış bir özgürlüğün memnuniyetle adanmasına değen-fikirleri, duyguları seçememek ve yaşayamamaktır.
Kendi hazinelerinin önünde, özgürlüğünün tek kuruşunu harcamadan, umutsuzca acıdan ölen fakir cimrilerin çağında yaşıyoruz. Ve şunu tekrar hatırlayalım: materyalist kriter bizi, her şeyi aynı ölçütle yargılama hatasına sürüklemiştir. Özgürlük, rüzgârın uçurarak elimizden alacağı bir yığın altın değildir; aksine insani bir konum; sürekli uygulamayla büyüyen bir ruh erdemidir.
Kendimizi adarsak yanılabilir miyiz? Peki, kendimizi herhangi bir şeye adamaktan kaçınırsak yanılmayacağımızı kim söyleyebilir? Ve yapılmış hataları fark edip düzeltmek de özgürlüğün özelliği değil midir?
Klasik Felsefe bize, özgürlüğün kendini tanıyan ve kendine hâkim olan bir insanın erdemi olduğunu öğretmiştir. Ve böyle bir insan ne eylemden ne de kendini adamadan uzak kalacaktır; ne kadar deneyim yaşarsa o kadar büyüyecek ve ne kadar büyürse de o kadar özgür olacaktır.
Bu, bireysel ve kollektif olarak özgürlük arayışı ve elde edilmesi gibi değerli bir eylemde, felsefenin değerli katkısıdır.
Delia Steinberg GUZMAN
Uluslararası Ne\v Acropolis Başkanı
Sanat. Bilim ve Edebiyatta
Paris Nisanı Sahibi