Yaşam ve Ölüm Delia Steinberg Guzntan 'in "Maya 'nın Oyunları" adlı eserinden
Tebrikler! Bir çocuk doğdu! Oğlumuz dünyaya geldi! İnsanlar yeryüzünde yeni bir varlığın belirmesini böyle kutlar. Tamamen korumaya, en büyük şefkat ve ilgiye muhtaç olan bu küçük bedencik için sanki her şey yetersizdir. Öpücükler, hediyeler, sevinç gözyaşları hayatın bu önemli olayına işaret eder.
Eski Yunan 'da yunuslar yaşamve ölümü temsil ediyordu. Yunus su üzerindeyken Yaşam,suyun altında iken Ölüm demekti. Yunus 'un kendisi iseyaşam-ölüm devirlerinigeçiren ölümsüz insan ruhunuişaret ediyordu.
Ne büyük acı! Ruhumda ne acılar yer etti! Sevgili bir varlığı henüz kaybettim!
Biz insanlar bize eşlik eden kimselerin artık görünmeyip ölümün o karanlık gizemine dalışına böyle ağlarız. Bir ruhun bir dünyadan diğerine geçişini hüzün gözyaşları, yas ve yıkım işaret eder.
Doğduğumuzda nereden geldiğimiz üzerinde çok az durmuşuzdur. Artık bu konu ruhların kökenine dair dinsel veya felsefi soruna ilişkin değildir. Bu konu çok daha basit ele alınır; hayata geldi isek, neresi veya nasıl olursa olsun başka bir yerden geliyoruz. Canlıların dünyasına yönelmek için orayı terk ettiğimizde bu diğer tarafta da dünyada olduğu gibi üzgün ve ağlamaklı varlıklar bırakmıyor muyuz? Ebeveynlerin neşe içerisinde kutladıkları şey, aynı anda o zamana kadar kendilerine eşlik etmiş olan bir ruhtan ayrılan diğer maddi olmayan ebeveynler için bir acı kaynağı olmayacak mıdır?
Peki ya ölüp, yeryüzünü geride bıraktığımızda nereye gidiyoruz? Bir yerden geliyorsak başka bir yere gittiğimiz kesin mi? Sonsuz içerisinde belirli sınırlar yer almaz mı? Yeryüzünde yakınlarımız bizim için ağlarken gittiğimiz yerde bizimle yeniden karşılaşmanın verdiği sevinçle bizi gülücüklerle karşılamayacaklar mı?
Yaşam ve ölüm aynı paranın iki yüzüdür ki bu para Hayattır. Burada olan bizler bir yerden geldik ve başka bir yere yöneliyoruz fakat asla varolmayı bırakmıyoruz.
İnsanların yaşam olarak adlandırdıkları, bir ruhun bu yeryüzünde madde içerisinde tezahür eden görüntüsüdür. Ölüm olarak adlandırdıkları ise aynı ruhun maddeden arınmış olarak bu dünyada yaşamaya devam edememesi ve başka bir dünyaya yönelmesidir.
Dünyevi yaşam biçimin krallığıdır Maya'nın güçlü ve kendinden emin bir hal aldığı yer de burasıdır. Yaşamla, biçimlerle oynar, onları değiştirir ve görevine devam etmek için onları uyarlar; daha fazla maddi yaşam, daha çok biçim ve çoğalma.
Biçimler Maya dünyasında belirdiğinde küçük boyutlarda olurlar. B yanılsamanın genç bedenleri korumak için uyguladığı savunmadır. Hiç kimse küçük yaşam karşısında merhamet ve şefkat göstermeden edemez. Bir bebek, küçük bir hayvancık, açılan küçük bir bitki; bunların hepsi insanı bakıma ve sevgiye teşvik eder. İnsanlar artık yalnızca kendi küçük çocuklarına değil, küçük hayvancıklara, daha sonra çok tehlikeli olabilecek olanlara eğilim gösterirler. Büyük bir kaplanla, bir kaplan yavrusu aynı değildir; biri yırtıcı ve korkunç; diğeri ise körpe ve tatlıdır. Küçük çocuklar karşısında etkilenen hayvanlar bile vardır. İnsanlara saldıran aynı yırtıcı onların bebeklerini korur çünkü Maya öfkeli gözleri, merhametin bağı ile bağlamıştır; neye mal olursa olsun hayatı kurtarmak gerekir; bu yaşam biçimlerini bir pençe darbesi ile yok etmek, fazlaca güç ve tahammül gerektirir.
Biçimler varlıklarını Maya dünyasında ortaya koyduklarında artık kendilerini koruyabilirler. Bu durumda artık şefkat değil, rekabet uyandırırlar. Bu, en güçlü olanın en zayıfla olabildiği, yaşamını sürdürme savaşıdır. Sevgi bu mücadeleyi geçici olarak dindirebilir fakat ister fiziksel, ister psikolojik, ister zihinsel, ister tinsel olsun aslında her şey güce bağlıdır. Her zaman, hangi alanda olursa olsun en güçlü olan kazanır. İnsanları onca eğlendiren spor müsabakaları Maya'nın gündelik yaşamdaki rekabete uyarlanmış bir başka oyununa karşılık gelir.
Eski Mısır geleneklerinde leyleğin yeni bir hayatı getirdiği düşünülürdü.
Biçimlerin, bozulmadan ve güçten düşmeden Maya'nın onları yükümlü kıldığı temel görevi yerine getirmeleri gerekir; biçimler üretmeye devam etmek. Maya artık varolan bedenlerini korumaları gereken yeni bedenlerin maddi yaşama geçişlerini bin örtü ve incelikle sağlayacaktır. Maya'nın, zevk aracılığı ile kandırmak ve kişinin, çoğalma kararı alanın kendisi olduğu yanılsamasından ibaret olan oyunu olmasaydı canlıların doğal bencilliği asla çoğalmamalarına neden olacaktı.
Daha sonra da biçimlerin güçsüzleşmesinin zamanı gelir. İnsanların yaşlılık olarak adlandırdıkları son evre budur. Yaşlı şeyler artık ne şefkat telkin eder ne de rekabete çağırır. Onlar yerleri doldurulması gereken kuru ve yıpranmış unsurlardır. Biçimlerin parıltısına aşırı bir şekilde tutulmamak için yaşama veda etmek iyidir. Ruh; yalnızca o, bir bedenin artık sahip olmadığı hafifliği ve cazibeyi başka bir ideal yerde yeniden kazanmak için üzerinden kullanılmış maskeyi çıkarmak ister.
Maya, kendisi de sonsuz bir tür ilgisizlik ve düş görme aracılığı ile süreci hızlandırır fakat asla enerji kaybetmez çünkü eski biçimler toprağın derinliğinde veya küllerin zayıflığında kendilerini yenilerler. Hiç bir şey kaybolmaz her şey dönüşür.
Yaşam ve ölüm aynı paranın iki yüzüdür; insanların devirler olarak adlandırdığı hareketi meydana getirip her anını yineleyen sürekli bir oyunun iki evresidir.
Tüm doğa dönerek oynar; gündüz ve gece, güneş ve ay, yaz ve kış, düş ve uyanıklık, çocukluk ve yaşlılık... Her şey dönüyorsa, geri geliyorsa, kuru olan aynı ağaçlar yeşilleniyorsa ve alçalmış olan deniz güçlü sularla yükseliyorsa neden biz insanlar bu oyunun dışında kalalım?
Rastlantısallık yoktur. Rastlantısallık yasası adı altında bizi kendi deneyimini tamamlamak üzere kendine çeken ve buna zorlayan Maya'nın sürekli oyunu mevcuttur. Maya ile oynayarak kör bir şekilde yaşamak ve ölmek mi yoksa oyunun kurallarını bilerek yaşamak ve ölmek mi? İşte evrimin meselesi budur.
Delia Steinberg GUZMAN
Uluslararası Nouvelle Acropole Organizasyonu Başkanı,
Edebiyat, Bilim ve Sanatta Paris Nişanı Sahibi