YENİ YÜKSEKTEPE KÜLTÜR DERNEĞİ WEB SİTESİ

Sayfa Yükleniyor..Lütfen Bekleyiniz..

   


Yeni Yuksektepe Felsefe Klübü

ANA SAYFA SİTE HARİTASI İLETİŞİM ZİYARETCİ DEFTERİ
 



MAKALE VE EĞİTİMLER
» Etimoloji
» Filozoflar
» Makaleler


ABORİJİNLİLER


Araştırmalar, 300-500 farklı Aborijin dilinin varlığını ve Aborijinlerin yalnızca yüzde onunun yerel dillerini konuştuklarını göstermektedir.

Aborijin efsanelerinde pek çok hikaye dünyanın oluşumu ve onun göğe aitliği ile ilgilidir. Bunlar basit fakat insanın göksel kökleri ile ilgili mitlerdir.

Efsanelerde hemen her zaman korku hissi akla gelir. Çünkü bu efsaneler büyük ve engin mistik olgularla ilgilidir. Bir kabilenin sır ve adetlerini bilmeye kabul edilmiş Aborijnler, öğrendikleri efsanelerdeki gizli anlamları saklarlar. Bir Aborijin kabilesi üyeliğine kabulde aday bazı aşamaları geçer ve bu üyeliğe kabullerde, efsanelerin gizli anlamları, şarkılar, dini törenler ve kutlamalar yeni kabul edilecek olanlara sözlü olarak aktarılır. Her şarkı ruhsal atalarla ilgili ve yaradılışın bir parçasıdır.

DÜŞ ZAMANI
Düş zamanı, yaratılışla ilgili Aborijin mitlerini anlamamız için önemli bir kavramdır. Doğaüstü olgular, yaratılışa kadar yer kabuğunun altında uyuyan dünyayı düş zamanında yaratmıştır.

"Arrente" terimi (altjiranga ngambakala)           "birinin  kendi ölümsüzlüğünün dışında olması","ölümsüz", "yaratılmamış" anlamla­rındadır. Bu, "düş zamanı" ya da "rüya anı"nın en önemli kavramıdır. Aynı zamanda "altjirarma"nın anlamı "ölümsüz şeyleri görmek ya da hayal etmek" veya" ölümsüz bir gözle görmek" dir.

Yeryüzü ortaya çıkmadan önce bir karanlık ve şekilsiz madde vardı. Bu, büyük, katı olmayan genleşen ya da hiçbir özelliği olmayan bir düzlüktü. Ruhsal atalar bütün boşlukları, karanlığı, isimsiz maddeyi (ngaallalla yawun) her şeyin jel gibi yumuşak olduğunu anlatırlar.

Düş zamanı ile ilgili hikayeler, Aborijin halklarında tüm sosyal ve dinsel yaşamın temelleridir. Onlar, bu ilksel olguları hikaye ederler. Yeryüzünün nasıl şekillendiğini, ateşin nasıl yaratıldığını, bitkilerin, hayvanların, insanların nasıl meydana geldiğini, mızrakların ve öğütme taşlarının Aborijin erkek ve kadınlarının güncel yaşamları için icat edildiğini anlatırlar.

Avustralya' da yerel bir halk olan Aranda kabilesi üyeleri, dünyanın başlangıçta ıssız ve boş bir düzlük olduğunu anlatırlar. Tepeler ya da nehirler yoktu, hiç ışık da yoktu. Güneş, ay ve yıldızlar yer kabuğunun altında uykudaydı. Bitkiler ve hayvanlar yoktu.

1

Yalnızca sonradan tuz gölleri ve su gözeleri olacak bebeklerin yarı-embriyonik kütleleri çaresiz yerde uzanıyordu.
Şekilsiz bebekler, bireysel erkekler ve kadınlar olarak gelişemiyordu. Fakat ne yaşlanıp ne de ölüyorlardı. Bizim bildiğimiz ölüm de yaşam da yeryüzünde yoktu. Fakat yerin altında yaşam sayılamayacak kadar doğaüstü şeyler olarak başlamıştı. Bunlar ortaya çıkmak için çağırılmayı beklerken uykudaydılar. Onları neyin çağırdığı bilinmemekle birlikte bir gün onların gözleri açıldı ve onlar enerji ve güçleriyle yerkabuğunu kırarak ortaya çıktılar. Güneş ve ay da yükseldi. Dünya ışık seline boğuldu. Bu, olağanüstü karmaşık bir evrenin yaratılışı teorisi olarak tanım­lanabilir. İnsanoğlunun yaratılışı için, "onların kendi ölümsüzlüğünün doğuşu" olarak ifade edilir. İlk önce embriyonik bebek olarak anlatılan "Inapatua"nın kolları ve bacaklarını yaratmak için taş bıçaklar kullanıldı. Sonra dört hızlı kesimle onun parmakları ve topuklarını yaptılar. Gözlerle ağız açıldı, burun ve kulaklar şekillendi.

2

Sonunda ilksel, şekilsiz "Inapatua" çabukça büyüyüp bir yetişkin haline geldi.
Düş zamanında
anlatılan Aborijin mitlerindeki vücudun değişimi (ölümsüzlük içeceği) temasına göre nsanlar           ölmezdi. Çünkü her ay, Ay onlara yaşamlarını sürdürebilmeleri için büyülü içecek verirdi. Vücut Ay' in kanıydı. Aborijin kozmolojisinde her şey ve herkes, tüm boşluk ve zaman birbirine karıştırılmış ve birbirine bağlı akrabalar olarak yer almıştır.

Aborijin insanları, içlerinde kendi atalarından bir kıvılcım taşıdıklarına inanırlardı. Bu kıvılcım tören ve dini ayinlerle aktive edilir ve bu yaratılış çağıyla aralarında engellenemez bir bağ olarak bilinmekle birlikte "Düş zamanı" ya da "düş anı" da ebedi olgular olarak düşünülür.

Ruhsal varlıklar, "Düş anı" nın (Yasa' nın) kutsal öğretilerini yaratırlar. Onlar, gelenekleri tanıtır insanların nasıl avlanacağını,    ateşi kullanacaklarını, yemek yapacaklarını, dans edeceklerini, törenlere katılmayı ve dilleri keşfederler.

ATASAL VARLIKLAR
Atasal varlıklar, Aborijinlerin yaşamlarında ve yaradılış hikayelerinde özellikle törenlerinde önemli rol oynar. Bu varlıklar göksel atalardır ve yaratılışta görev almışlardır. Onların bazıları göksel kökleri olan varlıklardır: Yıldızlar, gezegenler, güneş ve ay.

"Djan'kawu", bunların toplu adı idi. Göksel varlıklar, "Djan'kawu" adında

3

bir erkek figürü ve onun iki kız kardeşinden oluşur. Büyük olan kız kardeş "Bildjiwuraroiju" (ya da "Bildjiwuraru") ve genç olanı ise "Miralaidj" ("Malalait"             ya           da "Mandalaidj"). İki kız kardeş güneş ile temsil edilirler ve onların diğer totemleri ise günışığı renkli tüylü, kırmızı göğüslü muhabbet kuşudur. "Bornumbirr" sabahyıldızı olan Venüs gezegenidir. Bu yıldız sabahları güneşten önce ortaya çıkar.
Yedi kız kardeş, Pleiades takımyıldızlarıdır ve "Nakarra Nakarra" (yedi kız kardeşin düş anı) diye anılırlar. Bunlar, kadınların yaşamlarında kutladıkları olaylar olup, bunlar; yiyecek toplamak, törendeki üyeliğe hazırlık ve onların oğullarının üyeliğe kabul törenidir. "Ngarangkarni" de (Düş Zamanı) yedi kız kardeş gökten yere indiler. Onlar yeryüzüne inen ilk kadınlardı. Onlar avlanmak, çalılıklarda yiyecek toplamak ve kendilerini boyayarak dans törenleri düzenlemek için dünyaya gelmişlerdi.

"Mirrabooka" Güney Haçı Takım Yıldızı' dır.  O, sevdiği kabileleri her zaman izlerdi. İnsanlığın koruyucusuydu. "Kurikita" diğer göksel varlık olup "Biami" (Gök Tanrı) nin güzel karısıydı. O, tamamen kuvars kristalleriyle kaplıydı ve ne zaman kendi çevresinde dönse her yöne ışık saçardı.O, her zaman güzel ve hep gençliğin ve verimliliğin sembolüydü.Düş zamanında, o, yeryüzünü terk etmiş,bulutların arkasındaki göğe, "Wanclanggangura" ya gitmişti. O, Emu ile sembolize edilir ve "Jarawajewa" onun yardımcı totemidir. Aynı zamanda karganın (Waken, Waa ya da Wahn) annesidir. Bu çok önemli gece, gölge karartı ile simgelenen göksel varlıktır. Aynı zamanda karga, Canopus yıldızı ile de bağlantılıdır.

GÖKKUŞAĞI YILANI
Yaratılışın bir diğer önemli konusu da "Gökkuşağı Yılanı" dır.Gökkuşağı Yılanını, Aborijin sanatçılarının pek çok yaratılış sahnesinde görebilmek mümkündür.
Saygı duyulan ve korkulan Gökkuşağı Yılanı (Bolong) Avustralya' daki Aborijin kabilelerinde yaşamın yaratıcısı olarak bilinir. Bolong (aynı zamanda hem kadın hem de erkek olan) yaşamı yarattığında, tüm canlıları sınırlamıştır. Düş zamanında tüm yerküre uyuyordu. Hiç bir şey hareket etmiyordu. Sonra bir gün Gökkuşağı Yılanı uykusundan uyandı ve yer kabuğunu iteledi, kayaları oynattı. Ortaya çıktığında çevresine baktı, sonra bütün topraklarda dolaştı ve her yöne gitti. Çok uzak ve geniş alanlarda gezdi ve yoruldu. Sonra kıvrılıp uyudu. Yeryüzünde dolambaçlı yollarda uyuyan bedeninin izini bıraktı. Bütün yeryüzünde dolaştıktan sonra ilk ortaya çıktığı yere döndü ve kurbağaları çağırdı. Kurbağalar, yerkabuğunun altından gelmek için çok yavaşlardı. Karınları uykuları için depoladıkları sudan dolayı ağırdı. Gökkuşağı Yılanı onların midelerini gıdıkladı ve kurbağalar güldüler ve böylelikle karınlarındaki su yeryüzünde Gökkuşağı Yılanı'nın bıraktığı tüm izleri doldurdu. Göller ve nehirler böyle oluştu. Sonra çimenler büyüdü ve ağaçlar ortaya çıktı. Bu şekilde yeryüzünde yaşam başladı. Tüm hayvanlar, kuşlar ve sürüngenler uyandı ve Gökkuşağı Yılanı' nı (yaşamın annesini) takip ederek bütün yeryüzünü dolaştılar.

Aborijin kozmolojisinde her şey ve herkes, tüm boşluk ve zaman birbirine karıştırılmış ve birbirine bağlı akrabalar olarak yer almıştır.

AY
4Aborijin mitlerinin çoğu erkek olarak tasvir edilen ay ve dişi olan güneş ile ilgilidir. Aborijinler için Ay, iki engin hediye vermiştir: Doğurganlık ve ölümden sonraki yaşam umudu. Ay, kadınların, bitkilerin ve hayvanların tekrar yaratılmaları için güç veren verimli bir erkekti.
"Ay, bütün kadınların kocasıydı ve eğer bir kadın hamile kalmaktan korkarsa   Ay-adamın       dikkatini çekmemeye özen gösterir ya da ona çok yakından bakmazlardı."
Ay, su yüzeyindeki yansımaları da yönetirdi. Selleri ve gel-git olaylarını da o yapardı. Bunlar yirmi sekiz günlük döngüsü olan doğal bir saatti. O, ölümün ve tekrar doğumun efendisiydi. Üç karanlık günü, yetişmenin ve azalmanın modeli, ölümün ve yeniden doğumun efendisiydi

    Ölü ayların iskeletleri deniz minaresi kabuğuna benzer. Ay Kemiği Döngüsü adlı bir seri şarkıda Ay, hayat
verici olarak gösterilir. Tahta davullarla kadınlar ay ışığında dans ederken Ay'ın ve kız kardeşlerinin şarkılarını söylüyordu. "Dugong" zambak soğanlarını ve lotus köklerini onların yemesi için topladı. Fakat o sülükler tarafından sürekli olarak ısırıldı ve bir gün öfkeyle eve döndü ve ağlayarak; "Bu sülüklerden yeterince çektim erkek kardeşim. Yeryüzünde yaşamayı bırakıyorum ve denize dönüyorum" dedi.

AY SORDU: NE YAPABİLİRİM?
"Sen gökyüzünde kal" dedi kız kardeşi, "fakat önce senin ölmen gerekiyor". Ay, bunu düşündü ve "Diğerleri gibi ölmeyeceğim." dedi. "Ben hep yaşamı geri döndüreceğim." Dugong, "Nasıl istersen." dedi. "Ben öldüğümde geri gelmeyeceğim ve sen benim kemiklerimi alabilirsin" dedi.

56Ben farklıyım." dedi erkek kardeşi ona. "Ne zaman ölsem geri geleceğim. Her zaman hastalığım artacak, çok zayıf olacağım ve denizin altında seni takip edeceğim. Sonra yalnız benim kemiklerim geriye kalacak ve onları uzağa fırlatıp öleceğim. Saf ruh haline geleceğim. Fakat üç gün sonra ben tekrar ortaya çıkacağım ve gökyüzüne döneceğim." dedi.
Emu, yengeç, possum, kurbağa ve ayı Ay'ın kurban hayvanlarıydılar. Kemik ve bumerang da Ay ile ilgiliydi.

         Yılanlar da, Avustralya' da tanrısal Ay totemlerinden olan Bahlo' ya yardım eden av arkadaşıydı. Bazı yerlerde, yılan ısırmasının, kızların ilk adet döneminden sorumlu olduğu düşünülür. Şüphesiz bu zaman aralığı genellikle yirmi sekiz günlük periyotlarla tamamlanan Ay' in döngüsü ile çok benzeşir. Yeni Zelanda'daki Maori halkları, kadınların adet dönemini "Mata Marama" (Ay hastalığı) olarak adlandırırlar. Torres Strait adaları halkları dilinde de "Ay" sözcüğü ile "adet kanaması" sözcükleri eş anlamlıdır.

Güney Avustralya' da yaşayan Dieyerie kabilesinin efsanelerinden birinde de Pirra (Ay) "Mooramoora" adlı yaratıcı ruhun isteği doğrultusunda yaratır.

Bir diğer tufan efsanesi, önemli bir Ay hayvanı olan kurbağa ile ilgilidir. Bilinen en büyük kurbağa olan Tiddalik, bir sabah sebepsizce uyandı. Ve su içmeye başladı. O kadar çok su içti ki tüm dünyada başka su kalmadı. Toprak kurudu, ağaçların yaprakları döküldü ve artık hiçbir hareket görülmüyordu, hayvanlar ölmeye başlamıştı. Konsey toplandı ve akıllı bir yaşlı wombat bir öneri yapıncaya kadar düşündüler. Wombat, "Eğer Tiddalik gülerse su onun ağızlarından boşalır ve her şey kurtulur" dedi. Yaratıcı, büyük kurbağayı eğlendirmeye çalıştı fakat kurbağa sadece gözlerini kırpıyor olanlarla ilgilenmiyordu. Sonunda bir yılan balığı (ya da yılan) dans etmeye başladı. Onun dans hareketleri Tiddalik' e komik geldi ve gülmeye başladı. Bu sırada sular ağzından döküldü ve yerkabuğunu tekrar doldurdu.

Ay' in döngüsü, yaşam ve ölümle ilgilidir (Bahloo). Ay, her döngüsünde gittikçe küçülür ve daha sonra ilk büyüklülüğüne ulaşır. İnsanoğlu için bir işaret olan bu olay ölümden sonra yaşamın başlamasını simgeler. "Baime" (büyük ruh) ve karısı "Birrahgnooloo" (her şeyin annesi)" onlar için düzenlemeleri yapar.

Sonuç olarak Aborijin insanları, kendi sözlü geleneklerini günümüze dek saklamışlardır. Bizim ulaşabildiğimiz yazılı gelenekleri ise son iki yüzyıldan beri beyaz insana anlattıklarıdır. Bu hikayeler, açıkça göstermektedir ki Aborijinler' in gökyüzü ve insanlıkla ilgili engin bilgileri vardır. Onlar, bu yasaya uygun bir yaşam sürmeye çalışmaktadırlar. Aborijinler, göksel kavramlar ve dünya ile ilgili bağlarını sürekli canlı tutmaktadırlar. Aborijin mitlerinden bizim öğrendiğimiz geleneklerinin pek çoğu bugün için modern insanların dünyasına da uygundur.

Araştırmacı-Yazar Güner ÖRÜCÜ

Ç.N.: Emu, possum ve wombat Avustralya kıtasında yaşayan yerel hayvanlardır.


 

 

GÜNCEL HABER TAHTASI

Yemiş Hürriyet İlköğretim Okulu Tadilatı 18-19 Ekim Tarihinde Yapılacaktır.Katılmak İsteyenler dernek telefonundan irtibata geçebilirler...

 

Tai-Chi Chuan İle İlgili Detaylı Bilgi Kültürel Etkinlikler Bölümüne Eklenmiştir.

Alsancak Şubesinin Düzenlediği 2000 Fidan Kampanyası Tamamlandı....


Üsküdar şubesinin hazırladığı http://www.erdemlersozlugu.org adlı site yayına girdi


Doğu ve Batı Felsefelerine Göre İnsan Nedir ? Tanıtım Seminerlerimiz Devam Ediyor...

 

Web sayfasına yararlı bilgileri içeren powerpoint sunuları konulacak.Ellerindeki paylaşmak isteyenler agityildiz@gmail.com adresine gönderebilirler.



ANKET                                  GIZLE/GOSTER


ETKİNLİK                             GIZLE/GOSTER

Ziyaretci Defterine Not Bırakmak İçin Tıklayınız...

1482 Sokak No:5 Alsancak - İZMİR
Tel: 0 232 464 57 39 (18:00 - 23:00)
Faks: 0 232 464 57 40
E-mail: alsancak@yeniyuksektepe.org.tr
© 2008 Tüm hakları Yeni Yüksektepe Kültür Derneğine aittir.
Son Güncelleme Tarihi : 07.10.2008 (Bugün)