|
YENİ YÜKSEKTEPE KÜLTÜR DERNEĞİ WEB SİTESİ Sayfa Yükleniyor..Lütfen Bekleyiniz.. ![]() |
|
Hitit Öncesi Anadolu Kültürlerinde
Bu çalışmanın başlangıcındaki Hitit öncesi ifadesini özellikle vurgulamak istiyorum çünkü Anadolu kültürlerinden söz ederken genellikle Hititlerden başlanır. Hititler ilk büyük uygarlık odağını oluşturmakla birlikte ilk değildirler ve Anadolu’da yerleşmiş olan kültürlerin simgeciliğinin zenginliğine bir katkıda bulunmamışlardır. 2000 yıl sonra, Romalıların Etrüsk ve Yunanlılarla olan ilişkileri gibi, kutsal simgelerinin büyük bölümünü yerleşik kültürlerden almışlar ve buna organizasyon ve askerlik alanındaki yetenekleriyle katkıda bulunmuşlardır. Bu nedenle “Güneş Diskleri” Boğa Kültü vb. birçok simgeyi onların bulduğu varsayılmıştır. Bununla birlikte, Hitit göçünün başlangıç noktası bugün hala karanlıkta olduğundan, ve kendilerine Hint-avrupalı denildiğinden, “Gamalı Haç” ve benzeri simgesel özelliklerden bazılarının onların özünde bulunduğu da düşünülebilir. Yerel kültürlerde Hititler arasında bir simge birliği böylece oluşmuştur. Kültür Üzerine Bilindiği gibi tarih öncesi dönem, henüz “kronolojik” olarak ortaya çıkmamış olan belirli bazı tarihlerdeki insanlık dönemini kapsamaktadır. Doğruyu söylemek gerekirse, İ.Ö. 2000 yılına dek Anadolu’da bu gelenek yerleşmemiştir. Böylece yapılan işlevsiz ve tutarsız sınıflandırmaya göre, insan ancak yazmaya başladıktan sonra önem kazanmıştır. Bu da maddeciliğin başlangıcı sayılmaz mı? Çünkü insan bilimsel araştırmaların gösterdiğine göre, “önemli” ve “güçsüz” resmi tarihimizden önce de sayısız yıllar boyunca bu biçimde yaşamıştır. Modern teknoloji uygulanmaya başlanınca, dört sayıdan oluşan kodlara giderek daha çok sıfır eklemekten başka birşey yapmamışlardır.Günümüzde Atlantis’in son kalıntısı “Poseidon”dan, bunun batmasından söz ederken, isa’dan 12.000 yıl, ateş kalıntılarının çok daha gerilere gittiği Nancy (Fransa) yakınlarındaki bölgelere yerlaşenlerden söz ederken 100.000 yıldan çok demek alışkanlığı sürmektedir. Tüm bunlar, (dinci fanatiklerle birlikte) eskiyi tanımayı, tarihteki insanlığı ve bunların periyodik dönüşümünü reddeden marksist (eğer hala böyle anılmaktan hoşlanıyorlarsa) karşın sürmektedir. Özetlersek, sismik hareketlerle aynı zamana rastlayan ve bazı geleneklerin seller, adaların batması, kıtaların suya gömülmesi olarak adlandırdığı son buzullanma döneminden sonra ve dünya üst tabakasının dengesine göre, kürenin başka bölgelerinde batan parçalar oranında kara parçasının su yüzeyine çıkması ile, bu coğrafik dış etkenlerden etkilenen insanlar, sanat ve özellikle de dinsel kültür aracılığıyla eski kültürlerinin izlerini yeni baştan sürmeye koyulmuşlardır. Böylece Anadolu’da, yaklaşık İ.Ö. 10.000 yılında başlayan (Paleolitik) ve “karain” mağaralarında, güney batıda, Filistindeki Jerico ile aynı zamanda gerçekleştirilen yerleşme hareketleri; İ.Ö. 2000 yılında Hititlerin gelişine dek sürmüştür. Hititlerin yerleşim bölgeleri arasında Çatalhöyük, Hacılar, Beycesultan ve Alacahöyük (Bronz Çağında) öne çıkmaktadır. Çatalhöyük Tapınakları ve kutsal bölgeleri kapsayan yalnızca bir hektarlık alanın kazılmış olmasına karşın, bu bölgenin, bu güne dek bulunan en zengin Neolitik arkeolojik yataklardan biri olduğu söylenebilir. Ypının 9. katında ve 6. tabakasında (İ.Ö. 6.500-6.000) en çok madde bulunur. Evler ve tapınaklar birbirinden çok farklı değildir: Dört köşeli tabanı olan oda tapınaklar aşağıdaki özelliklere sahiptir: a) Ana Tanrıça’nın teğişik tasvirleri: Bunlar genellikle onun anaç öneminin yansıtan, abartılı göğüslü, doğurgan (bazı durumlarda boğa ya da koç başlı), gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerini gösteren heykelciklerdir. Bunlae ana Tanrıçanın belki de en eski ve kusursuz, eksik tasvirleridir. Her iki yanında bulunan aslanlarla yine Anadolu’da, özellikle de Frigya’da çok saygın olan Tanrıça Kibele’ye çok benzemektedir. Doğaya hükmedildiğini, bir boğa yada koça kozmik yaradılışın başlangıcının simgesi olarak can verildiğini söyleyebiliriz. b) Boğa tasvirleri: Değişik biçimler arasında kuşkusuz en çok görülenidir. Ya “burkranium” (boğa başlı) olarak, ya duvara yaslanmış simgelerle görülen oyma başlar olarak görülür ya da geometrik, tekli ve ya yedili sütun oluşturan boynuzlar ılarak görülür. Bu farklılık boğanın karmaşık ve bazen karşıt olan simgesiyle ilgilidir. Dişi olarak büyüyen ay biçimindeki boynuzlar aynı zamanda, geleneksel simgecilikte ve Mısırlılarda görüldüğü gibi kozmik boşlukların sularında yüzmekte olan bir kayığı anımsatmaktadır ya da, yaşamı sağlayan beşik biçimindedirler. Bir başka anlatımla, bunun güneşle ilgili ve eril olduğunu söyleyebiliriz ve bize, kutsal güçten, dölleyici gökyüzünden ve yeniden doğuştan söz etmektedir. Tüm bu simgeleri, dörtbin yıl sonraki Hititler’de pratik bir biçimde görmek olasıdır. Bu simgelerin aynı zamanda Minos uygarlığını da etkilemiş olabileceğini vurgulamak istiyoruz. 1920 yılında Arthur Evans, Girit adasındaki bu kültürün Anadolu kökeninden bahsetti. Çatalhöyük’teki bazı fresklerde Girit’te çok kullanılan çift yüzlü balta amblemini ve boğaların önünde yapılan törensel dansları görmek mümkündür. Yine bu “Boğa” simgelerinin çokluğunu iki bin yıl sonra (İ.Ö. 4.500’de) başlasa da, Boğa Burcu çağına bağlayabiliriz ya da bir dönem öncesine, yani 30.000 yıl öncesine bağlanabilir.1 c) Diğer tasvirler: En çok görüleni, insan bedenlerini açgözlülükle yiyip tutan akbabalardır. Zerdüşt dininde bu bir ölüm simgesidir. Doğayla ilişkilidir ve Mısır’da olduğu gibi akbaba, ruhların koruyucusudur. Yine bazı fesklerde eller, genellikle sağ el görülür. )Daha sonraları Hacılar seramiklerinde de yinelenmiştir). Bunlar güç ve koruma düşüncesine katkıda bulunurlar. Tıpkı daha sonra Roma’da ve İslam’da görüldüğü gibi. Ayrıca boğa başlarıyla ilişkili, sıralar halinde ve kendi aralarında dönüşümlü olarak yer değiştiren kadın göğüsleri görülür. Bu tasvirler hep birlikte, yaşamı ve ölümü simheler. Hacılar Anadolu’nun güneydoğusunda, Çatalhöyük’den 200 km. Kadar uzaktadır. İ.Ö. 5.600 yıllarına dayanmaktadır. Ünlü Hacılar seramiklerinde, aynı zamanda, krem rengi üzerine kırmızı başta olmak üzere bazı renklerden yararlanılarak eller, geyikler, boğalar vb. tasvir edilmektedir. Alacahöyük Anadolu’nun merkezinde, eski Angora’ya 150 km. uzaklıkta, eski Hitit İmparatorluğunun başkenti olan Hattuşaş’a 20 kilometredir. Alaca’da, ünlü bronz ya da elektrum gibi az bulunan öteki metallerden törensel semboller bugüne dek kazılan 13 gerçek kral mezarında bulunmuştur. Bunlar Tunç Çağına aittirler ve yerel Hattis köylerini gösterirler. Daha sonra Hititler, kutsal simgelerini olduğu gibi adlrını da bunlardan almışlardır. 1) Diskler, kozmos ve güneşle ilgili geometrik figürler. İlk grupte çeşitler az çok dairesel (oval), dört köşeli biçimler ve eşkenar dörtgenler arasında değişmektedir. Örnek olarak belki de en çok bilinenini ele alacağız. Bize Dünya Yumurtasını anımsatan oval biçimli disk, içinde tüm biçimleri barındıran kozmik kusursuzluğun simgesidir. Örneğimizde, 16 çizgi, içinde yıldızların, burçların, güneşlerin vb. kapalı kaldığı bir göksel ağ oluşturarak içiçe geçmektedir. Yalın örnekler arasında çember içindeki haç: dört yön, bu merkez ya da döl yatağından çıkan eril ve dişi prensiplerin birleşmesi ve bundan doğan kozmos (evren) anlamına gelir. Tüm figürleri tek tek tanımlayıp sayısal ilişkilerini ortayan koymak sonsuza dek uzayabilir. Diğerleri arasında, altı köşeli iki yıldız iki üçgenin birleşmesiyle oluşmuştur ve merkeziyle birlikte 7 sayısını yani evrenin planlarını oluşturur. Daha önce sözü edilen 16 çizgi de 16 ikizkenar üçgeni, yani evrenin temel planlarını üstüste getirir. Bunlar, uçları birbirine değen dört ikizkenar üçgen ve bu yönlerde içiçe geçmiş 3 üçgendir. Beşgen ya da beşinci merkezi üç Aztek-Maya beşgenine benzer ve bize mikrokozmosu ya da kozmosdaki insanı gösterir. On iki yüzeyli ya da oniki uçlu yıldız, 5 taç yaprağı olan 12 çiçekle tamamlanmıştır (gerçekte bunlardan yalnızca 11’i sağlam kalmıştır, biri kırılmıştır), ve kozmik düşünceyi ya da Burçlarla ilgili düşünceyi bir kez daha doğrulamaktadır. Dışta, diski çevreleyen çiçeklerden üçü üzerinde üç kuş vardır. Bu kuşlar ruhsal gücü, bilinen üçlü Tanrısallığı ya da Üçlü Logosu, Teos’u temsil etmektedir. Diski destekleyen boynuzlardır. Bu, beşik ya da yaşamın ortaya çıktığı dölyatağıdır. Boynuzlar ayın amblemi gibidir ve disk de güneşi simgeler. Bunların birleşmesi tıpkı Çinlilerin ying-yang’ı gibi, ortaya çkışın eril ve dişi özelliklerini gösterir. Kozmik karakter, üst kısımlarında bulunan haçlarla birlikte üç daireyle vurgulanmaktadır. Bu simgenin, “Sri Yantra” gibi Tibet mandalarına benzediğini söyleyebiliriz. İkinci figüre göre diskler grubunu izleyerek çember biçiminde olup, çevresinde dönen Güneş, gelişim ve zaman düşüncesini verir. İçinde üç hayvan, boğaların yanında bir çift ve ortada herbir yanında gösterişli boynuzlarıyla bir geyik vardır. Bu boynuzlar yedi tanedir. Üçlü Güneş Tanrısı’nın tasvirini ya da Trimurti Sagra’daki (Kutsal Trimurti)2 tanrısallığın yansımasını görebiliriz. Bu, kozmik olanla dünyevi olanın arasında bir geçiştir. Yaratılışın yedi evresinde, boğa gibi geyik de güneş simgesidir, karanlığı delen ışığın göstergesidir. Dairesel grubu izleyen şekillrde diskin dış kısmında haç işlenmiş yedi küçük daire diski çevreler. Özellikle yedi tanedir çünkü Doğu Felsefesine göre, evreni oluşturan yedi dünya zincirine ya da yedi gezegene veya dünyaya işaret eder. Bunlar birlikte bir gezegen zincirini ya da tüm canlıların gelişim süresini ortaya koyarlar. Ortada Güneş ya da büyük merkezi disk vardır. Bu kavrayışa göre insan Güneş Sistemimizin dördüncü gezegeninde bulunur. Bilindiği gibi yedi sayısının simgeselliği sonsuzdur. Bunlar arasında; uzayın yedi planını, yedi müzik notasını, optik prizmanın yedi rengini, insan olmanın yedi koşulunu, İslam’ın yedi göğünü, yedi insan ırkını vb. sayabiliriz. Üçüncü figürde ikizkenar üçgen biçiminde bir şekil görüyoruz. Ancak bunun edilgen ve değişmez bir karakteri yoktur aksine dinamik ve yaratıcıdır. İçinde daha küçük onaltı ikizkenar dörtgen ve bunların da içinde onaltı gamalı haç; sekizi sağa dönen ve sekizi sola dönen. Bunlar yaratıcılıkla yokolma arasında gidip gelirler. Bunlar gelişim için gerekli aşamalardır ve Hinduların Manvatara ve Pralaya’sı gibidirler. Uçlarının üçünde üç gamalı haç işlenmiş üç küçük ikizkenar üçgen vardır ve önceki onaltı taneye eklenirlerse ondokuz ederler. (1+9=10, 1+0=1) Bu da çoğalmadan sonraki birleşmeyi, birliği gösterir. Hayvan figürlü şekillerde en çok yinelenenler geyiklerle boğalardır. Daha önce sözünü ettiğimiz bu hayvanlar, tanrısal ve kozmik simgeciliği vurgularlar. Bedenlerinde dağılmış ortak çemberler buna yardımcı olur ve onları dehe de gizemli kılan elektrum gibi metal karışımları ile süslenmiş olmaları da merak uyandırmaktadır. SONUÇ Şimdiye kadar gördüğümüz, Anadolu’nun simgesel zenginliğinin küçük bir taslağından başka bir şey değildir. Kuşkusuz bu zenginlik insanlığın geleneksel simgesel mirasına adını yazdırmıştır. Bu da aynı başlangıç noktasından ortaya çıkan doğuşu ve her yerde iz bırakan “doğa güçleri”nin aynı oluşunu savunan düşünceyi doğurmaktadır.
KAYNAKÇA
|
GÜNCEL HABER TAHTASI |
1482 Sokak No:5 Alsancak - İZMİR
Tel: 0 232 464 57 39 (18:00 - 23:00)
Faks: 0 232 464 57 40
E-mail: alsancak@yeniyuksektepe.org.tr
© 2008 Tüm hakları Yeni Yüksektepe Kültür Derneğine aittir.
Son Güncelleme Tarihi : 07.10.2008 (Bugün)