AŞK:
Ar. Işk (Sevme, eğilim duyma, yönelme, bağlanma) dan aşk.
ATEŞ:
Fars. Ateş (parlaklık, aydınlık. Doğrusu atıştır.) den ateş. Anadolu Türkçesine, Eski Zerdüşt inançlarının etkisiyle, ateşin kutsal sayılması, onunla ilgili adak yerlerinin, ocakların yapılması sonucu geçti. Eski Türklerde de, ot/od ( Ateş kutsaldı) Bugün, Anadolu’da da ateş, ocak kutsal sayılır, saygı görür.
BÜYÜ:
Es.tr. Bögü / bügi (gizliyi bilen, bilge, bilici) den büyü. Eski Türk inançlarında bögü, bügü, bükü, bökü, bügi gibi adlarla anılan, genellikle tapınaklarda görevli olan din törenleri yöneten kimselerdi. Bögü’ler, gizlilikten, bilinmeyenden bildiriler getirdiklerine inanılan, doğaüstü güçle donatılmış kişiler diye saygı ve sevgi görürlerdi. Moğollar, Asya Türkleri, bu bögü’lerin söylediklerine gerçek gözüyle bakar, bunları birer bilge (Ar. Hâkim) olarak görürlerdi. Bütün sayrılıkları, acıları, sıkıntıları gideren umuşları gerçekleştiren güçlerin bögü’de bulunduğu inancı yaygındı. Sonraları bu bögü’nün yaptıklarına onun sanından dolayı büyü denir oldu.
Bugün Anadolu’nun birçok yöresinde büyü yapılır, onu yapanın bütün gizli, doğaüstü bilgileri özünde topladığına inanılır.
CENNET:
Ar. Cennet ( Yeşil yer, yeşillik, ağaçlık, bahçe) den Cennet. Türkçeye İslam inançlarıyla giren bir din sözcüğüdür.
CUMA:
Ar. Cem’den Cum-a ( Toplama, toplantı) dan Cuma. İslam dininin doğuşundan sonra Müslüman Arap erkekleri, toplum işlerini görüşmek üzere Peygamberin başkanlığı altında yedi günde bir toplantı düzenlerlerdi. Cem’ (Toplanma, toplantı) denen bu olayın yapıldığı güne cum-a (Cuma) denmek gelenek oldu. Araplar bu güne yevmü’ l – Cum’a derler ki toplanma günü anlamındadır.
ÇABA:
Tr. Çab / çap ( doğal ses, yansıma ses) tan çab – a /çaba. Çap – mak /çapmak, vurmak, suda yüzmek, suyun üzerinde çırpınmak sözcüğü doğal söz olan, suda yüzerken, bir nesneye vururken çıkan çap çap, ya da çab çab yansımasından türedi. Anlam genişlemesiyle, çab- a / çaba sözcüğü, bir işi yapmak, uğraşmak, çalışmak eylemini dile getiren köke dönüştü. Nitekim çabalamak eylemi, çaba göstermek, çabayı ortaya koymak, kök anlamıyla işe girişmek, çalışmak, uğraşmak karşılığıdır.
DAKTİLO:
gr. Dakhtylos (parmak, elin parmağı) dan fr. Dactylo, tr. Daktilo. Parmakların harflere vurularak yazı yazılması nedeniyle bu adı aldı.
DEMOKRASİ:
gr. Demos (Halk, topluluk), Kratos (Güç, erk, yönetim) Demokratia ( Halk yönetimi)
DİN:
Ar. Din (gelenek, alışkanlık) ya da soğ. Dön (din) den din. Ar. Da din (sürekli yağmur, boyun eğme, buyruk altına girme, sultan, mülk, buyruk, tarikat, üstün gelme, yok etme, kendini tanrıya adama) sözcüğünü içerdiği anlamlar tr. Da bilinmez, söylenmez.
EĞİTİM:
Tr. Eğitmek ten, egü, edgü ( iyi, güzel) den egidmek / eğitmek, eğitim. Gerçek anlamı, bir kimseyi daha iyi kılmak, iyi duruma getirmek, olgunlaştırmak, yetiştirmektir.
Yakın dönemlerde türetilen eğitim kavramı eski Türkçe’de eğitmek biçiminde eylem olarak vardır. Sonraki im Türkçede, eylemden ad yapmaya yarayan yaygın eklerdendir.
ERDEM:
Süm. Ur, tr. Er ( ur / er ) ile tr.mog dem ekinden erdem. Anlam bakımından “ er’e, er kişiye, erkeğe yaraşan” demektir. Bu sözün oluşmasında başka dillerin etkisi açıktır. Kökün Ur / er biçiminde Sümerce- Türkçe bağlantısı dışında başka etkenler de görülüyor. Mançu dillerinde, erdemun, Moğol dilinde erdem, Türkçesiyle eş anlamlıdır.