Fenikeden gemiyle Erguvan’a boya getirirken Pire açıklarında battı.(30 Yaşlarında) Atina’ya gelip bir kitapçının dükkanına oturdu. Sonra Ksenephon’un anılar adlı eserinin ikinci kitabını okuduktan sonra, bundan büyük keyif alıp, böyle insanların nerede bulunduğunu sordu. Tam bu sırada Krates oradan geçerken, kitapçı onu gösterip, bu adamı izle! dedi. O günden sonra Krates’in öğrencisi oldu.
Kral Anitgonus’un Zenon’a mektubunda şunlar geçmektedir; "Kral Antigonus, filozof Zenon’u selamlar. Talih ve ün bakımından senin yaşamının önünde olduğumu düşünüyorum. Ama akıl ve eğitim bakımından sanırım senin kazandığın, eksiksiz mutluluğun gerisindeyim. Bu yüzden, isteğimi geri çevirmeyeceğine inanarak, seni yanıma çağırmaya karar verdim. Sen de, ne olursa olsun, bir tek benim değil, toplu olarak bütün Makedonyalıların eğiticisi olacağını göz önünde tutarak, elinden geleni yap. Çünkü Makedonya’nın yöneticisini eğitip, erdeme yönelten kişinin, uyruklara adam olmayı öğreteceği ortadadır. Nitekim, yönetici nasılsa, uyruklar da çoğunlukla öyle olurlar. "Zenon ise şöyle yanıt verdi. “Zenon, Kral Antigonos’u selamlar, töreleri bozacak türden avam bir eğitimle değil de, gerçek ve yararlı bir eğitimle ilgili olduğu sürece, sendeki bu öğrenme aşkını beğeniyorum. Felsefeye karşı büyük heves duyan ve bir takım gençlerin ruhunu gevşeten, o herkesin övdüğü zevkten uzak duran kişi, belli ki, yalnız yaratılışça değil, kendi seçimiyle de soyluluğa eğimli bir insandır. Soylu bir yaratılışın, ılımlı bir çalışmanın yanında, seve seve öğreten bir hoca ile, erdeme tam anlamıyla ulaşması kolay olur. Bana gelince, yaşlılık yüzünden bedence zayıf düştüm. Nitekim, seksen yaşındayım. Bu yüzden senin yanına gelemem. Ama, Sana kendi çalışma arkadaşlarımdan bazılarını gönderiyorum. Bunlar benden ruhça aşağı değiller. Ama bedence üstünler. Onlarla birlikte olursan, eksiksiz mutluluğu yakalayanların üstünde yükseleceksin.
Anlattıklarına göre Zenon’un ölümünden sonra, Antigonos, öyle bir tiyatro yitirdim ki demiş. Ona neden hayran olduğu sorulunca, çünkü benden bir sürü armağan aldığı halde, hiçbir zaman böbürlenmediği gibi, alçaldığı da görülmedi.
Arkadaşlarına hiçbir şey bırakmayıp, her şeyi silip süpüren bir obura; Sofraya iyi bir balık getirilince, hepsini yiyip bitirecekmiş gibi önüne çekti. Beriki şaşkınlıkla bakınca, ne var dedi, sen benim oburluğuma katlanamıyorsan, arkadaşlarının sana her gün katlanmalarını nasıl beklersin.
Filozofların sözlerini kısa bulduğunu söyleyen birine, doğru söylüyorsun,dedi, olabilse aslında heceleri de kısa olmalı.
Saçma sapan konuşan bir delikanlıya, işte bu yüzden daha çok dinleyelim daha az konuşalım diye, iki kulağımız ve bir ağzımız var, dedi.