Mevlana’ya günün birinde öğrencilerinden biri sorar: Efendim, neden böyle kendini gece gündüz müziğe verirsin? Mevlana şöyle der: Çünkü müzik benim için cennetin kapılarının gıcırtısıdır. Öğrencisi: Ben gıcırdayan kapıları sevmem. O zaman Mevlana şu yanıtı verir: Çünkü sen bu kapıları yalnızca kapandıkları sırada duyuyorsun. Ben ise açıldıkları sırada duyarım.
Bir gün Selçuklu Sultanı Rükneddin, Mevlana’ya beş kese altın gönderip almasını arzu etti. Öğrencilerinden Mecdüddin, Mevlana’ya altınları verince; beni hakikaten seviyorsanız, bu altınları dışarıdaki çamurun içine atın! buyurdu. Öğrencileri bu emri derhal yerine getirdiler. Dünyaya kıymet veren bazı kimseler, bu altınları almak için çamurun içinde aramaya başladılar. Fakat üstleri başları, yüzleri çamurdan görünmez hale geldi. Mevlana öğrencilerine, onların bu halini göstererek dedi ki: Bu altınlar şu gördüğünüz dünya ehlinin üstünü başını batırdığı gibi, ahiret ehli olanların da kalbini karartır, kirletir. Çeşitli günahlara sevk edip, ibadetlerden alıkoyar. Bu sözlerimi yanlış anlamayınız! Dünya için çalışmayınız demek istemiyorum. Dünya malının muhabbetini kalbinize koymayınız diyorum. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmak lazım geldiğini herkes bilir. Burada dikkat edilecek nokta; hırs ve tamah yapmadan kanaat üzere bulunmaktır. Dünyada, ahiret saadeti için çalışmalı, kazanmalı niyeti düzeltmelidir. Çünkü İslamiyet insanlara, faydalı olmayı emreder. En büyük saadet, en büyük sermaye, helalinden kazanıp hayır ve hasenat yaparak ahirete göndermektir. Buna rağmen asıl sermaye, mal, mülk, para sahibi olmak değil, ilim, amel, ihlas ve güzel ahlak sahibi olmaktır.