Bir gün Epiktetos’un öğrencisi içinde bulunduğu sıkıntıları anlatarak bunlara sebep olan kişileri suçluyordu, Epiktetus şöyle cevap verdi; Başına gelen belalar yüzünden başkasını suçlamak, bilgisizin yapacağı iştir. Yalnız kendini sorumlu bilmek, bu gözü açılmak üzere olan bir adamın işidir. Ne kendini ne de başkasını suçlandırmak ise, uyanık bir kimseye yakışan davranıştır.
Birisi Epiktetos’a bir kişinin onu yerdiğini söyledi. Epiktetos, ileri sürüleni yalanlamaya kalkışmadan, şu cevabı verdi; Bunu söyleyen hiç şüphesiz başka eksiklerimi bilmiyormuş, eğer bilseydi sadece bunu söylemekle kalmazdı.
Ahlaki yasaları önemsemeyen, erdemleri küçük gören Epikuros’un inananlarından biri, Epiktetos’la şu konuşmaya girer.
-Epikuros’çu: Tanrısal hikmet var mıdır? Durmadan burnumdan sümük akıyor.
-Epiktetos: Sen bir esirsin. Ellerin ne güne duruyor. Burnunu silmek için değil mi?
-Epikuros’çu: Dünyada hiç balgam yada sümük olmaması daha iyi değil mi?
-Epiktetus: Burnunu silmek, Tanrısal hikmeti suçlamaktan daha kolay değil midir?
Epiktetos’a sorarlar, neden korkmak gerekir? Cevap verir: Ne fakirlikten ne sürgünden ne zindandan, ne de ölümden korkmamalıdır. Ama korkudan korkulmalıdır.
Bir gün Epaphroditos ( Epiktetos’un efendisi) Epiktetos’un bacağını bir kıskaçta burkarak eğleniyordu. Köle yavaşça ona; Bacağımı kıracaksın, dedi. Epaphraditos eğlencesini ilerleterek sonunda bacağını kırdı. Epiktetos soğukkanlılıkla "kıracağını söylemiştim, işte kırdın" dedi.
Dinleyicilerden biri Epiktetos’a durumu hakkında şikayette bulunup, tanrının kendisine iyi olan hiçbir şey vermediğini söylüyordu, Epiktetos cevap verdi; Neden sızlanıyorsun? Tanrı sana varlığında bulunan, en büyük, en soylu, en şahane, en tanrısal şeyi, düşüncelerini iyice kullanma bilgisini ve en gerçek nimetleri kendinde bulma gücünü verdi. Daha ne istiyorsun? Bunun için sevin. Bu kadar iyi bir babaya teşekkür et, her zaman duadan geri kalma.
Epiktetos’a ölüm hakkında ne düşündüğü soruldu? Cevap verdi; Saati gelince öleceğim, ama kendisine verileni geri veren bir adam gibi öleceğim.
Epiktetos’a katlanması en zor olan şey nedir diye sordular. Cevapladı: Aklını kullanan bir adama akıllıca olmayan şey kadar katlanılamayacak bir dert yoktur.
Bir gün arkadaşı Epiktetos’a, kendini riske atmayan başkaları gibi davranmasını öğütlüyordu. Buna karşılık Epiktetos şöyle konuştu; Gömleğinin bir teli nasıl öteki tellere benziyorsa, öylece sen de bayağı insanlara benzemek istiyorsun. Ben, yalnız parlak olduğundan değil, ama nerede kullanılırsa kullanılsın, orasını güzelleştirdiği için beğenilen al renkte bir kumaş olmak isterim. Niçin bana başkaları gibi olmamı öğütlüyorsun? O zaman yalnız bez olacağım. Kadife olamayacağım.
Epiktetos uzun süredir görmediği bir öğrencisiyle karşılaşır. Ona ilerleme gösterip göstermediğini sorar. Öğrenci öğünerek, iyi anladığını söylediği bir kitabı gösterir. Epiktetos şöyle karşılık verir: Ben sana karakter alanından yaptığın ilerlemeyi soruyorum, senin verdiğin cevap tıpkı, kuvvetini öğrenmek istediğim bir atletin, bana adaleli kollarını ve geniş omuzlarını göstereceği yerde, eldivenlerini göstermesi gibi bir şeydir.
Epiktetos’a zorlukların, kötülüklerin, kötülerin neden yok olmadığı sorulur; Cevap verir, varlıklarından yer yüzünü temizlediği aslanlar, kaplanlar, yaban domuzları, haydutlar, kısacası bütün bu canavarlar olmasaydı, Herakles olur muydu? Yine bu canavarlar olmasaydı, çevik kolları, gücü, cesareti, yenilmez sabrı ve bütün geri kalan erdemleri neye yarayacaktı?
Durmadan şikayet eden bir adam Epiktetos’a sordu: Ben niye böyle bir ana ile böyle bir babadan doğdum. Epiktetos cevap verdi: Ey benim zavallı dostum, doğmadan önce ben filancanın filancayla evlenmesini ve benim onlardan doğmamı istiyorum demek elinde miydi? Doğuşumuz uğursuz olduysa bunu erdem ile düzeltmek senin elinde değil midir?
Filozofun hayatı sorgulaması karşısında bu durumu alay konusu yapan kişiler için Epiktetos şöyle der: Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilselerdi yemden başka şey düşünenlerle böyle alay edeceklerdi.
Epiktetos’a bazı felsefe öğrencilerinin hiçte öğrendikleri gibi davranmadığını söylediler. Şöyle karşılık verdi: Yumuşak peynirin olta iğnesinde kullanılacak bir yem olmaması gibi ılık ve gevşek adamlarda felsefe gerçeklerine uymazlar.
Epiktetos davranışlarından ve konuşmalarından hiçte hoşlanmadığı bir yargıca ne iş yaptığını sorar ve aralarında şu konuşma geçer.
Yargıç: Ben Yunanistan’da yargıçlık ediyorum.
Epiktetos: Sen yargıç mısın sen hükmetmesini bilir misin? Bu bilgiyi nereden öğrendin?
Yargıç: Caesar’dan fermanım var!
Epiktetos.: Ceasar musikiden hiç anlamadığın halde musiki üzeride hüküm yürütmek için sana ferman gönderseydi ne yapardın? Bu ferman senin ne işine yarardı? Haydi bu konuda durmayalım sana yalnız hangi yollarla bu yeri elde ettiğini soruyorum. Bu yeri sağlayan kimdir kimin elini öptün? Kimin kapısında yerlere yattın? Kime para verdin? Bu yeri nasıl bayağılıklarla nasıl onursuzlukla hangi lafazanlıkla satın aldın?
Epiktetos’la öğrencisi arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
Öğrenci: Nasıl oluyor da tartışmalarda ve kavgalarda kültürsüzler bizden daha güçlü oluyor ve susmaya zorluyorlar?
Epiktetos: Çünkü onlar yanlış prensiplerine kuvvetle inanmışlardır. Siz ise kendi prensiplerinizin gerçekliğine güçle bağlı değilsiniz. Sizin gerçekleriniz yürekten gelmiyor, dudaklarda doğuyor. İşte bunun için cılız ve ölüdürler.bu prensipleriniz anlattığınız o aşağılık seçkinliği halkın kahkahasına uğratıyor ve kendileri de güneşte bal mumu gibi eriyor. Bunun için balmumundan inançlarınız oldukça güneşten uzaklaşınız.
Arkadaşı insanların değişmesi konusunda sabır gösteremiyor, birden değişimlerinin sağlanılması için Epiktetos’tan fikir almak istiyordu. Epiktetos karşılık verdi: Büyük şeyler değil, bir üzüm tanesi, bir incir bile bir anda olgunlaşmaz. Bana şimdi bir incir istiyorum dersen, sana dostum bunun için zaman ister, bekle de tane doğsun, sonra büyüsün ve olgunlaşsın, diye cevap veririm. Oysa ki sen ruhların bir atışta meyvelerini tam olgunlaştırmalarını istiyorsun. Bu doğru mudur?
Bir adam, Nikopolis’te Augustus rahiplerinin, yoluna girmek için Epiktetos’un düşüncesini sormaya gelir. Aralarında şu konuşma geçer.
Epiktetos: Peki dostum amacın ne? Bu sokağa atılan paradır.
Adam: Ama adım ebediyete kadar kalacak, çünkü defterlere geçecek.
Epiktetos: Adını bir taşa kazdır daha uzun zaman kalır. Seni Nikopolis surlarının ötesinde kim bilecek.
Adam:Ama altın yaldızlı bir tacım olacak.
Epiktetos: Eğer amacın bu ise, taç taca eşittir. Gülden bir taç giy, sana daha az ağır gelecek ve daha çok yakışacak.
Epiktetos kibirle kendisine doğru gelen bir arkadaşı ile karşılaşır. Aralarında şu konuşma geçer.;
Epiktetos: Dostum niye baston yutmuş gibi yürüyorsun?
Arkadaşı: Sokakta rastladıklarımın hepsi yönünden imrenilmek ve sağdan soldan "İşte büyük bir filozof" sözünü duymak için böyle davranıyorum.
Epiktetos: İmrenmelerini istediğin kimlerdir? Onlar senin deli dediğin kimseler değiller mi? Delilerin sana imrenmelerini mi istiyorsun? Ahh, eyy koca deli.
Epiktetos, arkadaşına günlerinin nasıl geçtiğini sorar, aralarında şu konuşma geçer;
Arkadaşı: Güzel konuşmalar hazırlıyorum, eşsiz kitaplar meydana getiriyorum.
Epiktetos: Dostum daha iyisini istersen, bana ihtiraslarına gem vurduğunu, isteklerini düzene soktuğunu ve inançlarında gerçeğin yolundan gittiğini göster. Ne zindandan, ne sürgünden ne acıdan ne fakirlikten ne de ölümden korkmadığına beni inandır. Bunlar olmayınca ne kadar güzel kitaplar meydana getirirsen getir, şuna inan ki sen bir toysun.
Epiktetos öğrencisine, filozof olarak henüz kendisinin yetkinleşmediğini, ama olgunlaştıkça nasıl bir hal alacağını anlatmaktadır. Bir soru üzerine aralarında şu konuşma geçer:
Öğrenci: Seni ölmez, hastalıklardan ve yaşlılıklardan kurtulmuş görebilecek miyim?
Epiktetos: Hayır, ama ölmesini, yaşlı ve hasta olmasını bildiğimi göreceksin. Bir filozofun sinirlerini olabildiği kadar rahat kontrol ettiğini göreceksin.
Öğrenci: Nasıl?
Epiktetos: Asla yoksunluk bilmeyen istekler, her türlü kötülüğü önleyen yerli yerinde korkular, ölçülü ve uygun davranışlar, düşünce ürünü tasarılar ve arkasından pişmanlık gelmeyen katlanmalar.
Kendine kötülük yapılan bir adam, durumu anlattıktan sonra, Epiktetos’un fikrini almak ister. Adam: Öç almam ve bana yapılan kötülüğe karşı koymak gerekmez mi? Epiktetos: Dostum sana kötülük yapılmamıştır. Çünkü iyi ve kötü senin isteğine bağlıdır. Bir kimse sana karşı haksızlık yaparak kendini yaralamış ise, bu kötülüğü ona çevirerek neden sen de kendi kendini yaralamak istiyorsun.